27 Mayıs 2010 Perşembe

Merhaba ben aliénée

highly recommended
hayat kurtaran bir kitap, sözlük vs. olmuştur bu yayın benim için. reificationmış alienationmış birebir. özellikle benim gibi sosyal bilimlerle herhangi bir organik akademik ilişkisi olmamış ama yine de metinlerarası dolaşan insanlar için.
alienist kelimesi, orta 19. yüzyıl inglizcesi'nde deli doktoru olarak kullanılmış ancak daha sonra unutulmuş gitmiş. alienation da aklını kaybetmek anlamında kullanılırmış. latin kökenli dillerde bugün de kullanılıyormuş bu kökenden türemiş kelimeler, aliéné fransızcada, alienato italyancada. italyancayla alakam olmaz ama hemen şu an elime fransızca-ingilizce sözlüğümü almış bulunuyorum sevgili blog. bakalım... eveet, aliéné(e), alienated, insane, insane person olarak verilmiş sözlüğümzde, bildiğin deli. rahatladık mı, evet biraz...
tabii etimolojiye fazla kaptırmadan kendimizi sadede gelelim. Marx'ın kullandığı anlamda yabacılaşma-alienation kavramını kavramaya çalışıyorum çalışan son birkaç nöronumla. bu arada ilk defa biraz hollandaca bilmenin faydasını gördüm. şöyle ki unglückliches bewusst-sein ı anlayabildim yazılışından. ama sanırım okunuşları farklıdır. iki dilin de musıkisi beni ziyadesiyle irrite ediyor bu arada, almanca/hollandaca (hayır felemenkçe değil işte hollandaca). unhappy consciousness karşılığı. gel de türkçe söyle bunu. fazla dağılmamalıyım yahu ne yapıyorum ben. şöyle de bir link vereyim tam olsun. herkes haftaya çalışıp gelsin bu linke.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

bunlardan istiyorum

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=14366089

http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=zapturapt&ayn=tam

http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&ayn=bas&kelime=disiplin

http://www.nisanyansozluk.com/?k=zapturapt

tamam bütün okul hayatım-ki hayatımın hemen hemen tümüne tekabül eder-boyunca çıkıntıydım, haksızlıklara zaten tahammül edemem, adımın anlamlarından biri keskin, isyan ederim sık sık. ama yahu birazcık self disiplin nasip olsaymış bu bünyeye de, daral daral daral, eleştir eleştir, don kal, kalakal, çemkir, bok at. bari bana yapma :) hahaha... split olduk biz gene, sinirlenmeye başlıyoruz...

procrastination'ın hastasıyım...

hayatta en iyi yaptığım şey sanırım bu. biri beni benden alsın lütfen. içeride dışarıda tek bir ben özlemiyle yanıp tutuşuyorum. üniter bir ben isterim ben de artık. yeter ulan. ne yazık ki şu an bir nevi belçikayım. bir yanım diğer yanımı çekemiyor sanki ama ciddi bir iç savaş yok. bir yanımdan flamanlar çekiştiriyor diğer yandan valonlar. talepler muhtelif. ya isviçre mi olsam birkaç kantonum olurdu ne güzel. ne kadar elitistim yahu. insan bir burma der kuzey-güney koreden dem vurur. içimdeki jakoben fırladı bir anda ortaya sanki. ne saçmalıyorsun sen. tamam susuyorum...

bilemedim şimdi

aslında hayat çok güzel ya da değil.

10 Kasım 2009 Salı

anılar şimdi gözümde canlandılar, 9,12 ve diğerleri

içimdeki o keko damar yine kabardı ve tuttum bu sefer anılar 9 albümünü hatırladım iyi mi! neyse meğer bir sürü insan varmış hatırlayan ekşi sözlükte listesini de vermişler. youtube'ta playlistini de yapmışlar mıdır derken evet bingo onu da yapmış bir arkadaş sağolsun. amma ve lakin mevcut listelerde benim hatırımda kalan bazı şarkılar yok, bazılarını da ben hatırlayamadım. sanırım, birçok yerde de yazıldığı üzere o yıllarda-80ler evet-albüm çok satınca birçok anılar 9 türemiş piyasada. tabii bu nostalji pınarları durur mu çağıl çağıl çağlıyor bilakis, hemen aklıma bunun bir de 12sinin olduğu geldi. ve hatta anılar deposunda fiilen ve de halen yer işgal ediyor olabilitesi. üşenmedim-yan odaya gitmeye-ve buldum kaseti. kapağında kitschimsi kızlı bir kompozisyon, deniz plak ve raks logosu ve-ön plana çıkarılmak istenmiş olsa gerekler-sympathy, melancholy man ve forever and ever parçaları yazılmış bulumakta. ve tabii ki anılar 12 yazıyor bir köşede de. kitschimsi kızımızın dolgun dudaklarının boyasıyla anılar 12 yazısının pembesi aynı, elinde çiçek tutuyor kitsch-kız, tek gözünü uzun röfleli saçları kapatmış o yöne attırılmak suretiyle, gözlerimiz çiğ bir yeşil. kasedin iç kısmında da elinde bir mektup sahilde bir kayanın üzerine oturmuş mahzun mahzun uzaklara bakan başka bir kitschimiz var. bu görsel bilgilerin ardından bakalım ne şarkılar varmış bu kasette:

a
1. all hung up in your green eyes
2. nights in white satin
3. hotel california
4. yesterday
5. forever and ever
6. tombe la neige
7. adagio

b
1. sympathy
2. rain
3. girl
4. melancholy man
5. and i love her
6. adieu jolie candy
7. let it be
8. romance

kapağın iç yüzünde kültür bakanlığının "müzik eseri işletme belgesi"nin bir kopyası var bu albüm için hazırlanmış olan. kayıt, tescil, eserlerin kopyası yasaktır iyi de bu şarkıları kim besteledi, neyin her hakkından bahsediyorsun hacııı deme isteği uyandıran bir durum...
neyseneyse, herman k. hıdıroğlı ve nadire kutlubay seslendirmiş bu unutulmayan slowları ve haziran '89 tarihi var belgenin üzerinde.

eskileri istiflediğim dolabı karıştırırken anılar 15, slow dance '88 ve slow-nikita gibi kasetler ilişti gözüme ama kiminin kapağı kaybolmuş kiminde kapak var kaset yok. zaten hemen kapattım dolabın kapağını iş çığırından çıkmasın sabaha kadar dolap toplamayayım sonra diye. pılıpırtıcıyım evet ne yazık ki. buna bir nevi eşyalarına veda edememe durumu diyebiliriz. ve bunun pintilikle zerre kadar ilgisi yok zannımca.

bir de böyle bir alet varmış, kasetleri mp3e dönüştürmek için faydalı olabilir.








8 Kasım 2009 Pazar

dünyanın kanununu yazsam yeniden

dünyanın kanununu yeniden yazmak istiyorum işte. birkaç önce kedilerimizden biri güzelim bir kuşun işini bitirdi gözümün önünde. ben tabii olay mahallinde feryat figan eyledim, dövündüm durdum, bir ağıt yakmadığım kaldı. bahçe kapısı kilitli olduğu için duruma anında müdahale edemedim üstelik ve kuş çırpınarak can verdi. tabii benim üzüntümü gören insanlar hemen mıy mıy başladılar, işte doğanın kanunuymuş, dünyanın düzeniymiş. değiştirin ulan anayasasını anasını satayım dünyanın! müsayit biyerde lütfeennn!

5 Kasım 2009 Perşembe

içimdeki kekoyla nostaljik konversasyonlar

...işte böyle, ruhumdaki kekomsu nostalji pınarlarının kabarıp sel taşkınları yaratmaya meyilli olduğu bir zamandan geçiyorum. tuhaf olansa acayip saçma şeyleri hatırlamaya başlamam, bunların garip çeyn reaksiyonlar oluşturması, misal, nedendir bilinmez ajda pekkan'ın eskilerini yuğtuptan dinlerken aklıma ...'teki bir yüncü dükkanı geliyor, sonra bilmemkaçıncı evimizin fiskos köşesinin üzerindeki menekşenin mor taç yaprağı... hatta bak şimdi sanki o yıllarda yağlı mustafa diye çiçeksiz bir bitki vardı... bilincimin pis akışı, evet, bu hatırlamak istemediğim "kaşağı" tarzı bir anıma götürdü beni. menekşeli odanın bir köşesinde pikabımız vardı, pikabın iğnesi kırılmıştı, ben kırmıştım yanlışlıkla, meraklı çocukluk halleri, kurcalamalar derken... sonra da kabul etmemiştim ve eşşekler gibi ağlamıştım ben kırmadım diye. yaş taş çatlasa 7. neden kaşağı, çünkü bir de kuzenime pislik atmıştım, kardeşim bayağı küçüktü, köpeğimiz kedimiz falan da yoktu yoksa onlara da atabilirdim pislik. salağın tekiydim aslında, böyle eşitlik, hepimiz kardeşiz gibi şeylere inanırdım-hala da biraz kalmıştır o kekolanmalar bünyemde, tam atamadım üstümden. so, şapşal bir çocuktum, bu herhalde ender yaptığım puştluklardan biridir. başka yaptığım puştlukları başka başka postlarda anlatırım. ama hafızam gidip geldiği için şuraya not düşeyim bari: kardeşimi kapıya sıkıştırmştım, bir de döverdim ara sıra ama o da çok yaramazdı-evet içimde gizli bir faşist var. lisede istemeden yaptığım bir puştluk geldi aklıma şimdi de. neyse şu nostaljik-ya da non-nostaljik-pınarlardan bazılarına set kurup güzel bir birikinti oluşturayım istiyorum ama çok çatallanıyor, bir sürü kola ayrılıyor düşünce pınarlarım. şimdi bir vtrmiz var:



sanki herşeyin kötü bir kopyasını mı yaşadık, herşey yalan mıydı, çakma mıydı herşey isimli hislere kapılmanın serbest olduğu bir videyo gelsin şimdi:



yooğk canım pomo durumlar bunlar, neyin çakma neyin çakmama olduğunu sorgulayabilemiz için önce spatkapitalismustan bahsedelim ordan da habermas'a lyotard'a falan gideriz derseniz o sizin bileceğiniz iş ben karışmıyorum. herşeyi birbirine bağlamayın bence hiç iyi olmuyor, bu da naçizane tavsiyemdir.